Sembolizm II: Dinde, Sanatta ve Gündelik Yaşamda Sembolizm

Sembollerin kullanımı, çoğunlukla din ve sanat alanında baskın bir şekilde kendini göstermiştir. Dini öğretilerde ve sanatta kullanımının yanı sıra kişinin özüne olan yolculuğunda ise semboller, her zaman güçlü destekleyiciler olmuşlardır. 

Sembolizm, dinler tarihi içinde son derece önemli bir yere sahiptir. Dini öğretilerin kuşaklar arası aktarımı sağlanırken; kutsal kabul edilen gerçek bilgilerin, hakikatin modifikasyona uğramadan, doğru şekilde aktarılması ve çarpıtılmaması hassas bir konudur. Semboller de tam da bu noktada önem arz etmekte ve bilginin içerdiği gerçek anlamından farklı bir anlama evrilmesini önlemektedir. Bir önceki yazımızda sembollerin, çeşitli imge, simge, işaret, form-biçim ve motifler aracılığıyla bizi daha yüce bir anlama, bilgiye ulaştırdığını söylemiştik. Yani açıklayıcı niteliğinden bahsetmiştik. 

Dini Semboller

Semboller, açıklayıcı olmalarının yanı sıra gizleyici amaçla da kullanılmaktadırlar. Özellikle kadim öğretilerin ya da dini bilgilerin aktarılması noktasında bu gizleyici niteliğinden yararlanmak elzemdir. Kimi hakikatlerin o hakikatleri öğrenme mertebesine ulaşamamış kimselerden gizlenmesi gerekir. Bunun birkaç sebebi vardır. Mesela tekamül düzeyi geri, dogmatik kişiler hakikati açıklayan bilge kişilere karşı düşmanca tavırlara girebilirler. Hakikatin bilgisine ihtiyacı olmayan insanlar o bilgiyi taşıma enerjisinde olmayabilirler ve bu da doğru bilginin yanlış anlaşılmasına, yanlış yorumlanmasına ve yanlış aktarılmasına neden olabilir. Ve hakikatler, onları amacına uygun kullanmayan, iyi niyetli olmayan kişilerle paylaşılmamalıdır. Bu nedenler bazı evrensel, ezoterik bilgiler sembolizm aracılığıyla aktarılır ki sadece onu anlayabilecek düzeye gelenlerin o bilgiye ulaşması sağlanabilsin.

Kutsal metinlerde ise sembolizmi kullanmanın başka dayanak noktaları vardır. Kutsal metinler esasında herkes içindir. Sadece bilgiye açık ve hazır olana değil, herkese hitap edebilmelidir. Bu nedenle kutsal metinler, bazı bilgileri genelin anlayacağı düzeyde verir ve bazı sindirilmesi zor gerçekleri de sembolizm aracılığıyla aktarır. Böylece kademeli öğrenmeye imkan sağlanır. Bir diğer sebep de kutsal metinlerin topluma ulaştığı dönemin şartlarıdır. Eğer dönemin koşulları o bilgiyi anlamaya elverişli değilse yine hakikatle ilgili modifikasyonların gerçekleşmesi engellenemeyebilir.

Sanatta ise ekspresyonizm ve sürrealizm gibi akımların içerisinde sembolizm önemli bir yer tutmaktadır. Sanat, insanın kendi doğasında olanı, hislerini, sezgi ve düşüncelerini dışa vurma arzusu ve bu isteğini eyleme dönüştürebildiği bir alandır. Bu dışavurumcu tavrın anlaşılması ve aktarılması noktasında ise sembolizm, bir metot olarak karşımıza çıkar. Genelde “sanat, sanat içindir” felsefesini benimseyen sembolist sanatçıların eserlerinden görünenin ötesindeki derin anlamları yorumlayabiliriz. Örneğin İspanyol sanatçı Salvador Dalí’nin eserlerindeki sembolizm vurgusu çok güçlüdür. Belleğin Azmi ya da Eriyen Saatler olarak bilinen eseri, zamanın bilinçdışındaki deneyimi olarak yorumlanmaktadır. 

Dali- Belleğin Azmi

Yine Dali’nin “Bir Narın Etrafında Uçan Arının Sebep Olduğu Rüyadan Bir Saniye Öncesi” adlı eserinde Dali, eşi Gala’nın gördüğü bir rüyayı resmetmiştir. Bu eserde yeraltı meyvesi* nar, bilinçdışını temsil eder. Balık, bilincin derinliklerinde her zaman var olan gücü simgelemektedir. Balığın içinden çıkan ve Gala’nın üzerine atlayan kaplan ise bilinçdışına itilmiş ve açığa çıkmak için bekleyen gölge arketipinin temsilidir.  

Gündelik yaşamda ise semboller, bilinçdışımızın yansıması olarak açığa çıkmaktadır. Derin psikolojinin kurucularından Jung’a göre rüyalar, mitler, masallar ve mandala çizimleri; bilinçdışından doğrudan bilgi alınabilecek en önemli kaynaklardır. Bu kaynaklardaki sembolleri fark edebilmek ve yorumlamak; psişik sorunlarla başa çıkma, büyük dönüşüm süreçlerine hazırlanma, bilinçli olgunlaşma ve bireyin kendi gerçekliğiyle tanışma yolculuğunda güçlü bir destek sunmaktadır. 

*Narın yeraltı meyvesi imgelemesi Yunan mitolojisinden gelmektedir. Persephone, bir gün bahçede dolaşırken bir çiçeği koklamak için eğildiğinde yer yarılır ve Hades, Persephoneyi kaçırıp yeraltı krallığına indirir. Bu süreçte Persephone yeraltında nar taneleri yiyerek kendini Hades’e adadığını gösterir.

Kaynakça

  • Campbell, J. (2008). Mythos. Acorn Media.
  • Stevens, A. (2001). Jung. OUP Oxford.
  • Mazlum, Ö., (2011). “Rengin Kültürel Çağrışımları”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 31, s: 125-137

Sevcan Karadağ