On Günün Ardından…

Evdeyiz. Artık günleri saymıyorum. Zaten bu durum inkar edilemez şekilde kendini gösterdiğinde günleri saymayı kesmiştim. Yaşam, her zaman ve her alanda kendi varlığını hatırlatmanın ilginç yollarını arar ve bulur. Bunu size sürekli olarak dayatır. Son yıllarım büyük değişimlerin çağı gibi. Kendi kişisel takvimim, sert köşe dönüşleriyle doldu şimdiden. Dünyanın zamanı ve benim zamanım belirsiz bir paralellik içinde ilerliyor. Artık buna eminim. Güzel ve iyi olana teslim oldum. Öğretmenim Çetin Çetintaş ile yoga öğretisinin kapısını araladığımdan beri, aldığım nefesin bereketini hissediyorum. Verdiğim nefesin de ne kadar değerli olduğunu öğreniyorum. Enerjimin içinde sevgi ve paylaşma ile harmanlandığı için, varlığımın bereketini hissetmek beni huzurlu kılıyor. Çetin öğretmenimin “Yaşama teslim ol ve onun senden istediği pratiği aksatmadan gerçekleştir ki varoluşun anlam kazansın.” bilgisi yolumu her zaman aydınlattı. O yüzden yaşadığım her şey benim için deneyim.

Yolumdaki dikenleri temizleme fırsatı. Gerçekleştirdiğim her çalışmaya dürüst girip dürüst çıkmak ilkem oldu. Corona salgınının tam farkında değildim. Diyar diyar gezerek işimi zevkle yapmaya devam ediyordum. Bir sorunun gelip kapıya dayandığının farkındaydım. Hitler dönemindeki Alman rahip gibi, “Bana sıra gelmez!” diyordum. Fuhler Almanya’sında bir rahip yaşarmış. Hitler’in zalimce davranışlarına “O’nun listesinde o kadar çok insan var ki, bana sıra gelmez!” dermiş. Bir gün düşündüğünün tam aksi olmuş. Kapı çalınmış ona tutuklu olduğu söylenmiş…

Corona salgını benim için, başına bir şey gelmeyeceğine inanan o ‘rahat yürekli’ rahibin hikayesi gibi oldu. Hazırlıksız yakalandım ve kendimi ev karantinasında buldum. Süresi kestirilemeyen bir zaman diliminde evde yaşamaya başladım. Şaşkındım. Çünkü evde yaşamaya uygun şartlarım henüz tam değildi. Halletmem gereken sürüyle eksik vardı. İçecek suyum bile o günü kurtaracak kadardı; 1,5 litre…

Penceremin kenarına oturdum ve insanları izlemeye başladım. Oturduğum evin karşısında fırın ve şarküteri var. Fırın kuyruğundan çıkan şarküteri kuyruğuna giriyor. Eller, kollar çanta dolu… Herkeste bir telaş… Sakince izliyorum. Kolonyalar tükenmiş. Kucak dolusu makarna herkeste. Durdum. Gözlerimi kapattım. Telaş eden ve her şeyini koruma altına alma çabasında olan insanların varlığına bile şükrettim. Çünkü hepimiz farklı duygulara sahibiz. Sorunlara bakış açımız farklı. Tepkilerimiz, önlemlerimiz farklı. O yüzden çözümlerimiz de farklı… İnsanlığın yaşadığı büyük sorunlarda, her zaman farklı düşünceler ve farklı uygulamalar çözüme gider. Pencereyi açtım. Soğuk rüzgarı içime çektim. Tepemde olan kara bulutlara; “İşte şimdi öğrendiklerimi uygulama zamanı geldi. Şükürler olsun sınavıma!” dedim.

Her şeyimi küçülttüm. Evimde ne var ne yok listeledim. Zaman kavramını durdurdum. Günlük planlarımı yaptım. Televizyonum bile yok. Aslında var ama yok. 50 inçlik bir yığın olarak bir köşede öylece bekliyor. Aileme, ikazlar sırasında dışarıda çokça bulunduğum için gelmek istemediğimi söyledim. Olur ya, benden virüs kapmayı istemezler öyle değil mi? Bunu benim düşünmem gerek. Onlara en ufak bir zarar gelsin istemem. Evde kendimi oyalamak değil de, yaptığım her şeyin hayata hizmet etmesi gerektiğini düşündüğüm çalışmalar yapmaya karar verdim. Mahallemdeki hizmete ihtiyacı olan yaşlıların bir listesini oluşturdum. İçinden bir kişiyi seçtim. “İlgilenebilirim.” dedim. Sosyo-ekonomik ve kültürel birikimimi çevrem için kullanmak bana zamanı unutturdu. Artık sokak kedilerim de var. Yiyecek veriyorum onlara. Her gün hatırını sorduğum bir komşum var. Uzak diyarlardan göç etmiş ve işletmenin misafirhanesinde yaşayan arkadaşlarım var. İnsanlık için üretmeye devam…

Panik olan insanlarla panik oluyorum. Her gün annem, Karolin, şaman annem Tanseli ve aziz dostum Özgür ile mutlaka konuşuyorum. Herkes kendi telaşında. Çil yavrusu gibi dağıldık derken, onlarca arkadaşım arayıp hatırımı soruyor. “Her türlü desteğe hazırız.” diyorlar. Meditasyon yapıyorum. Kitaplar ve oyunlar okuyorum: “Don Camillo”. Bu ünlü İtalyan komedisi beni çok mutlu ediyor. Çetin öğretmenimin yoga ders saatini beklemek, sözlerinden duygulanmak benim en büyük şansım. Tanseli anne ile şamanizmin ritüellerini planlamak mutluluğum. 10 gün nasıl geçti derseniz. Geçti gitti… Hatırlamıyorum… Üreterek, farkındalığımı temiz tutarak geçti diyebilirim.

Dünya kocaman bir sahne ve biz insanlar ise oyuncularıyız. Bizim yazdığımız senaryonun ise baş kahramanlarıyız. Kork, panikle, istifle, günde bin kere elini yıka… Bunlarda hiçbir sorun yok. Sadece insan olduğunu unutma. Senin gibi herkesin kalbi olduğunu bil ve bilgini üretime sun. Zaten her şey bizim için değil mi? 

Namaste…

Yetkin Yüksel