Mahabharata’dan Günümüze

Biz bir grup insan YogaKioo Beylükdüzü’nde sevgili Serra Sağra’nın anlatımı ile yaklaşık bir aydır Mahabarata Destanı’nı dinliyoruz. Öğreniyoruz, anlıyoruz… Okuyoruz diyemiyorum çünkü sonuçta 6000 sayfadan oluşan bir destandan bahsediyoruz. Destandaki ilginç olaylar, kahramanlar, sihirler, lanetlerden size burada bahsetmeyeceğim. Sonuçta bunlar destanda buraya sığmayacak kadar uzun ve fazla yer alıyor. Yogakioo Dergi’deki Kütüphane bölümünde zaman zaman Mahabhrata’dan çeşitli olayları okumaktasınız zaten. Benim burada bahsetmek istediğim bu destanın aynı zamanda tarihteki ilk tragedya oluşu.

İnsan varolduğundan beri hayatında hep çelişkileri deneyimleyip, seçimler yapmak zorunda kalmıştır. Hatta insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliği özgür iradeye sahip olması ve aklını kullanabilmesidir. İnsana akıl verilmiştir ki seçimlerini aklını kullanarak yapabilsin. İnsanı var eden, yolunu çizen de işte bu seçimleridir. Bir kişi önüne çıkan yolda tercihleriyle çok rahat da yaşayabilir, kendini sıkıştırabilir de…

“Peki kader diye bir şey yok mu?” dediğinizi duyar gibiyim. Kader ya da yogada sık kullandığımız kelimeyle dharma tabii ki var. Yalnız, kendi kader planımızda yürürken o yolu nasıl bir boyuttan gideceğimiz kendi irademize bağlı. Aslında o özgür iradedeki seçimlerimiz doğum anımızdan itibaren gelen melekelerimizle o kadar alakalı ki bazen hangi özgür irade dediğim de olmuyor değil.

Örnek verecek olursam, bir kişinin çok fazla yaratıcı enerjisi ve yaratma potansiyeli olabilir. Bu yaratıcılığı çocuk yaparak mı yoksa bir sanat eseri yaratarak mı ortaya çıkaracağı ise onun boyutu, yapısı ile ilgilidir. O kişinin içinde doğuştan gelen sanatsal bir yön varsa, çok büyük ihtimalle seçimi çocuk yapma değil de sanat yapma yönünde ortaya çıkacaktır. Ya da bir kişinin güçlü olan yıkıcı yönü; yuva da yıkabilir, yanlış giden, insanların zarar gördüğü bir evliliği bozup, onları boşayabilir de… İşte burada tercihler devreye girer. Yalnız o tercihler bile aslında baştan belli gibidir…

İşte Mahabarata’da da bu seçimler, ikilemler, kader, insanların en temel arzuları, erdemli olma konuları o kadar çok yer alıyor ki, bundan binlerce yıl önce de insanlar yine benzer meseleler ile uğraşıyormuş diyor insan kendi kendine. O zamanlar şu an içinde bulunduğumuz Kali Yuga (Karanlık Çağ) böyle gümbür gümbür yaşanmıyormuş. Erdemli insanlar, ermişler, ibadetler çok daha fazla imiş. Yalnız buna rağmen insanlardaki arzuların, kıskançlığın, nefretin, öfkenin o zamanların da gündemi olduğu kesin. Kıskançlık denen o kötü huy herhalde hiçbir yerde Mahabarata’da olduğu gibi büyük bir yıkıma sebep olmamıştır. Tüm olaylar bir kişinin arzularından ve kıskançlığından doğuyor ve tragedya başlıyor. Öfke, destanda o kadar çok olaya sebep oluyor, üzerine sayfalarca o kadar çok konuşuluyor ki hayatın içindeki bu öfke hallerini sorguluyor insan. Günümüzde belki o zamanki gibi sihirler, devler yok ama öfke, kıskançlık, arzular ve bunların doğurduğu olaylar, tartışmalar hala mevcut. Pek de bir şey değişmemiş. Değişmesi gerekiyor mu peki?

İçinde bulunduğumuz çağda değişmesi gerekmiyor tabii ki. Hatta daha da kötüye gitmesi o kadar normal ki… Yerimizde saymıyoruz, geriye gidiyoruz. Ve bu da yine olması gereken aslında. Bu çağın, bu ahir zamanların gereği bu durum. Bu dünyada yaşamanın, beşerden insan olmaya çalışmanın da gereği bu hatalar, çelişkiler, tragedyalar… Biz duralım ve hiç hata yapmayalım da desek ve öylece dursak bile Allah bizi olayların içine koyup illaki eyleme itecektir. Dünya’da da insan olduğu sürece eylemler, arzular, kıskançlıklar, öfke bitmeyecektir.

İşte zamansız bilgiler içeren bu destan da insanlığa bu şekilde bırakılmış. Tüm bunların hala devam edeceği bilinerek kuşaklar boyu anlatılıp, bu günlere gelmiş. Bunu anlatan kişiler bu gibi duyguların, arzuların, karakterlerin gelmeye devam edeceğini bilerek ve insanlığa bir ders olsun diye anlatıp durmuş Mahabarata’yı…

Karolin Fişekçi